Başkan Özcan’dan Ziyaretçilere Ay Yıldızlı Bayrak Rozeti
3 Ocak 2019
Tokat Ahmet Aslan Konseri
3 Ocak 2019

               Tokat İlimizin Tarihi Güzelliklerini Sizler İçin Derledik.

Tokat Kalesi

İlk yerleşimcileri kim olduğu bilinmeyen yapının, geçmişine bakıldığında en eski yerleşimcilerinin Komana Pontika’dan göçen Hristiyan gruplar olduğu bilinmektedir. İnşasının ardından uzun yıllar Doğu Roma İmparatorluğu’nun elinde kalan kale 1074 yılında Danişmend Gazi tarafından ele geçirilmiş ve Büyük Selçuklu Devleti kaleye hakim olmuştur. Selçuklular’dan sonra Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine giren “Tokat Kalesi” Selçuklu ve Osmanlı döneminde onarım görmüş, özellikle savunma amaçlı kullanılmıştır. Kimi zaman isyancılar ve devlet yöneticilerine hapishane olarak kullanılan yapı bu nedenle Çardak-ı Bedevi adıyla da anılmıştır. Drakula olarak da bilinen III. Vlad bu kalede hapis hayatı yaşayanlardan biridir. Kale, Türkiye Cumhuriyeti döneminde ise savunma amaçlı kullanılmaktan daha çok kültürel olarak önem kazanmıştır.

Kalenin günümüze dek ulaşan kısımları Orta Çağ mimarisini andırmaktadır. Sur duvarları iç ve dış surlar olmak üzere kesme taş ve molozlar kullanılarak kademeli olarak kaya kütlelerine oturtulmuştur. Beşgen plânla oluşturulan yapı sekiz burç ile güçlendirilmiş, kuzeydeki doğal kayalıkların kapı olarak kullanılmasına izin verilecek şekilde dizayn edilmiştir. Kalenin en çok hasar gören kuzey ve güney yönlerindeki duvarlar depremler ve bakımsızlıktan yıkılmış, bugüne yalnızca ana kaya üzerindeki yapılar kalmıştır. Ayrıca yapının doğal yollarla meydana gelen kayalık surları yine doğal tahribatlara karşı oldukça dayanıklıdır.

Kaleye giriş kuzey yönündeki bir oyuktan yapılmaktadır. Mazgalları, kuleleri, burçları, sarnıcı, cephaneliği ve kulelerinin bir bölümünün günümüze ulaştığı kalenin içerisinde birçok oda bulunmaktadır. Bu yapılardan geriye kalan ise temel kalıntıları ile tonozlardır.

Mahperi Hatun Kervansarayı

Tokat-Pazar yolunun 29. km.’sinde, Pazar ilçesine yaklaşık 1 km. mesafede, yolun güneydoğusundaki kuzeybatıya meyilli bir araziye inşa edilmiştir.

Avlu ve kapalı kısım portallerindeki dörder satırlık sülüs hatlı kitabelerine göre, 1238 yılında Alaeddin Keykubâd’ın zevcesi ve II.Gıyaseddin Keyhüsrev’in validesi Mahperi Hatun tarafından yaptırılmıştır.

Her iki kitabe de metinleri bakımından çok az farklılık göstermekle birlikte, aynı kurucu ve yapım yılını kaydeder. Kısmen harap vaziyetteki eser, planı bakımından asli karakterini büyük ölçüde korumakla beraber, insan eliyle gerçekleşen tahribatlardan nasibini alarak, bazı örtü ve taşıyıcı sistem yapı elemanlarından yoksun bir halde günümüze ulaşabilmiş, 1999 yılında yapılan restorasyon çalışmaları ile tekrar iyi duruma getirilmiştir.

Sulusaray Antik Kent

Antik kent tarihi ilk Tunç Çağında başlayan büyük bir höyük üzerine kurulmuştur. Bazı kaynaklarda M.Ö. 1. yy.’da kurulmuş olduğu kaydedilmektedir. Roma İmparatoru Traianus zamanında ( M.S. 98-117) Pontus Galaticus’la, Polemoniacus Eyaletlerinden ayrılarak Kapadokia eyaletine dahil edilmiştir. Sebastapolis kelime olarak Latincedir. (Sebasto;  büyük, ulu, azametli, polis;şehir) “Büyük azametli şehir” denmektedir. 1987 yılında Tokat Müze Müdürlüğünce yapılan kurtarma ve sondaj kazıları sonucunda elde edilen bilgilerle, daha önce ortaya çıkmış bulunan mimari parçalar değerlendirildiğinde kentin, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde önemli bir yerleşim alanı olduğu anlaşılmaktadır. Comana Pontica’da yapılan yüzey araştırmaları sonucu ele geçen buluntular Sebastapolis buluntuları ile büyük benzerlikler göstermektedir. Bu da söz konusu iki şehrin aralarında yakın ilişkiler bulunan çağdaş iki yerleşim alanı olduklarını ortaya koymaktadır.

Ayrıca Sulusaray’ın yaklaşık 3 km. güneyindeki Ilıca Köyü yakınlarındaki Asklepion olması muhtemel, tabanı mozaiklerle kaplı bir yapı açığa çıkarılmıştır. Roma Dönemi’nde önemli ticaret yolları üzerinde bulunan Sebastapolis antik kentinin çok küçük bir bölümü açığa çıkarılabilmiştir.

Tokat Mevlevihanesi

Mevlevihane’yi XVII. Yüzyılın ilk yarısında Sultan III. Ahmet’in veziri Sülün Muslu Paşa yaptırmıştır.

Evliya Çelebi bu Mevlevihane’den söz etmiştir:

“Mevlevihane gayet mamur olup yapanı merhum Süglün Muslu Paşa’dır ki Sultan Ahmet Han vezirlerinden olup, sadrazam olamamıştır. Amma iri vücutlu, cömert bir zat olmakla Mevlana’nın ruhunu şad ve Mevlevi tariki fukarasının gönlünü hoş etmek için bir Mevlevihane yaptırmıştır ki, benzeri hiçbir memlekette yoktur. Meğer İstanbul’daki Beşiktaş Mevlevihanesi ola. Amma bunun vakıfları ondan pek fazla olmakla gayet mamurdur. Semahane etrafında sema yapan fukaranın odalarının bütün pencereleri dört taraftaki çiçekli ve çimenli yerlere bakar. Haftada iki gün mukabele olarak Mevlana ayini yapılır. Güya ki Hüseyin Baykara fasılları olur. Bilhassa Sızıltızâdeler adındaki neyzenleri vardır ki her biri kendi sanatının tekidir. Gece ve gündüz bütün fukara ve ahbaplara nimeti boldur.”

Mevlevihane 3000 m2’lik bir alan üzerinde kurulmuş, şeyh dairesi, derviş hücreleri ve semahaneden meydana gelmiştir. İkinci kattaki semahanenin girişi önüne ahşap sütunlu bir revak yerleştirilmiştir. Semahanenin tavan göbeği dönemine ait güzel bir ağaç işçiliği göstermektedir. Semahanenin çevresindeki ahşap sütunlar üzerini örten kubbeyi taşımaktadır. Doğu tarafına da kadınlar mahfili yerleştirilmiştir. Mevlevihane son zamanlarda yapılan onarımlarla orijinalliğinden uzaklaşmıştır.

Niksar Kalesi

Pers kökenli Pontus Krallığı zamanında yapıldığı ve adının da Kaberia olduğu bilinen Niksar Kalesi, Roma Dönemi’nde eklenen yeni yapılarla günümüzdeki konumuna gelmiştir. Yapıldığında akropol alanını tanımlayan sur duvarları, tipik Roma savunma planı gibi iç, dış ve orta sur duvarları olarak üç ayrı hat oluşturmuştur. 7. ve 9. yüzyıllarda güneyden gelen akınlara karşı güçlendirilen kalede iki hamam, iki mescit, medrese, kilise ve hapishane kalıntıları bulunmaktadır.

Zile Kalesi

Zile ilçe merkezinde yer alan Zile Kalesi antik çağlarda kurulmuş, bir höyüğün üzerine inşa edilmiş akropol özelliğine sahip, Roma Kalesidir. İlçe merkezinin tam ortasında bulunmasından dolayı şehrin her yerinden görülebilmektedir. Kale içerisinde işlevini yitirmiş saat kulesi ile diğer kalıntıları görebilmek mümkündür. Ayrıca kalenin su sarnıcı belediye tarafından açılarak orijinal durumuna getirilmiştir. Kalenin kuzey-doğusundaki kayalıklara oyulmuş Roma Dönemine ait küçük bir tiyatro da yer almaktadır. Ünlü Kumandan J. Sezar’ın yaptığı savaş sonucunda söylediği ve “Veni Vidi Vici” (Geldim Gördüm Yendim) sözünün Zile Kalesinde söylendiği rivayet edilmektedir.
M.Ö. 47’de Zile önlerinde yapılan üçüncü savaşı kazanan İmparator Jül Sezar, bu sevincini “Veni-Vidi-Vici” yani “Geldim- Gördüm-Yendim”  sözleriyle Roma’ya müjdelemiştir.

Ali Paşa Hamamı

Ali Paşa Hamamı, Tokat il merkezinde bulunmasından dolayı kolay bir ulaşım yoluna sahiptir. Aynı ismi taşıdığı Ali Paşa Camii’nin hemen doğusunda yer alır.

1572 yılı ile tarihlendirilen Ali Paşa Hamamı, 1866 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yenilenip tekrar hizmete açılmıştır.

Hamamın mimarisine bakıldığında yapımı sırasında kesme taş kullanıldığı görülmektedir. Osmanlı hamam mimarisinin örneklerinden biri olan hamamda kadın ve erkek bölümü ayrı olup, bu bölümler bitişiktir. Kadın bölümü ılıklık, sıcaklık ve soyunmalıktan oluşurken; erkek bölümü yine kadınlar bölümüyle aynı şekilde inşa edilmiştir. Sadece erkek bölümünün sıcaklık bölümü haç planlı bir özellik taşıyıp, göbek taşının üzeri kubbe ile örtülmüştür.

Ali Paşa Hamamı, Tokat’a yolunuz düşerse mutlaka gidip görmeniz gereken bir tarihi mekan olup, işlevselliğini hala devam ettirmektedir.

HorozTepe

Horoztepe Höyüğü, Erbaa ilçesinde yer alan Horoztepe nekropolünün 300 m.kuzeyinde, tepe kısmı erozyon ve tarım nedeniyle düzleşmiş büyük bir höyüktür. Yüksekliği, doğu tarafında yol seviyesinden 5 m. batı tarafında dere seviyesinden yaklaşık 15 m. kadardır. Üzerinde halen tarım yapılan Höyükte bol miktarda Eski Tunç Çağı ve Hitit dönemine ait seramik parçalarına rastlanmaktadır. Çevresinde yapılan yol çalışmaları ve erozyon nedeniyle meydana gelen kesitlerde seramik parçalarını ve kültür tabakalarını görmek mümkündür

Komana Antik Kenti

Tokat sınırları içerisinde, Hellenistik Dönem’de faaliyet gösteren iki tane tapınak devleti bulunmaktaydı. Bunlardan daha büyük olanı, Komana, Ana Tanrıça Ma’ya ithafen yapılmış, Kapadokya tipi bir mabetti (Wilson 1960, 228). (Strabo 12.3.34). Komana Tapınak Devleti aynı zamanda polis statüsünde bulunmakta ve yıl boyunca çevreden gelen ziyaretçiler tarafından bir ticaret merkezi olarak da kullanılmakta idi. Pontus Krallığı çöktükten ve VI. Mitradates kaçtıktan sonra Komana Tapınak Devleti bir prenslik haline gelmiş ve Pompey tarafından M.Ö. 1. yüzyılın ortalarında Archelaus’a devredilmiştir (App.Mithr. 115; Wilson 1960, 228). Archelaus’u M.Ö. 47 yılında Caesar tarafından görevden alındıktan sonra oğlu izlemiştir. Kapadokya kökenli, Bitinyalı Lykomedes Archelaus’un oğlundan prensliği devralmış (Bell.Alex. 66.3), Augustus tarafından göreve getirilen Medeius, Cleon, Dyteutus sırayla Komana’da görev yapmıştır (Cass.Dio 51.2.3; Strabo 12.558; 12.574). Dyteutus’un ölümü ile Komana Pontus Galaticus Bölgesine dahil edilmiştir. Bu zamana kadar rahipler önemli ölçüde güçlerini yitirmiş ancak tapınak işlevine devam etmiştir. Maurice Tiberius döneminde (M.S. 582-602) kent imparatorluk alanına katılmıştır.

Taşhan

Türkiye’nin en güzel beş hanından biri olan Taşhan, Anadolu’daki en büyük şehir hanlarındandır. Gaziosmanpaşa Bulvarı üzerindedir. 1626-1632 yılları arasında inşa edilmiş bir Osmanlı eseridir. Dikdörtgen planlı, açık avlulu, iki katlı bir yapıdır. İçeride dış dükkanların bulunduğu kuzey ve doğu yönünde revaksız işyerleri, güney ve batı yönünde ise önünde revak bulunan dükkanlar yer almaktadır. Giriş koridorunun sonunda sağdan ve soldan ikinci kata çıkılmaktadır. İkinci katta bütün odalar revaka açılmaktadır. Girişin üstünde kubbeli bir mekan vardır ve bu mekan konsollar üzerinde dışa taşmaktadır. Odalarda dışa açılan birer pencere, bir ocak ve niş bulunmaktadır. İçte 76 dışta toplam 103 mekan vardır. Anadolu’daki en büyük şehir hanlarındandır.

Deveciler Hanı

Kitabesi bulunmayan Deveciler Hanı, büyük bir ihtimalle, Çelebi Mehmet ve oğlu II. Murat döneminde Sulusokakta yoğun olarak görülen bir imar faaliyetleri sırasında yapılmış olmalıdır. Hanın mimarisinin ve giriş kapısının iki yanındaki nişlerin üstündeki mukarnasların tarihi gelişimleri, uygulanan mimari ve süsleme teknikleri değerlendirildiğinde,Çelebi Mehmet ve II. Murat döneminde yapılma olasılığı güçlenmektedir. Bu dönemde, Sulusokakta inşa edilen Tokat Bedesteni, Takyeciler Cami, Tokat Ulu Cami, Yörgüç Paşa Hamamı, Sık Dişini Helası, Rüstem Çelebi Cami günümüze ulaşmıştır. Tokat bu kadar yoğun bir imar faaliyetini başka bir dönemde görmemiştir. Fatih Sultan Mehmet Vakfına kayıtlı olan hanın sonradan Fatih Sultan Mehmet Vakfına kaydedilmiş ve Fatih kısmı eklenerek orjinal ismi olan Sultan I.Mehmet Vakfının unutlmuş olabileceği düşünülmektedir. Han iki katlı olarak düzenlenmiş giriş kısmı kuzey cephesinin ortasındadır. Giriş kapısının önünde, üzeri kubbe ile örtülmüş bir alan, bu alanın her iki yanında üzerinde mukarnas süslemeler bulunan nişler bulunur. Kapının iki yanında, yola cepheli, doğu yönünde 10, batı yönünde 5 adet dükkan vardır, doğu yönündeki dükkanlardan ikisi mevcut yolun uygun olmaması sebebiyle onarılamamıştır. Beş dükkandan bugün onarılmış olan üçünün üzeri mescit olarak kullanıldığından, dükkanların üçü bir tarafta ikisi bir tarafta kalacak şekilde ayrılmış ve araya bugün mescit olmayan taş merdiven yerleştirilmiştir.

 

İlginizi Çekebilir...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir