BÜLENT ÖZCAN’IN ŞİİRLERİ VE EDEBİYATIMIZDAKİ KİMLİĞİ!.. / Selahattin YETGİN

Bülent ÖZCAN

Bülent Özcan, (d. 25 Şubat 1973, Sarız, Kayseri) Şair. Ahmet Ozan Akgüneş, Özlem Günay Aytekin, Can Ozan imzalarını da kullanmıştır.  İlk, orta ve lise öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Londra’da Southgate, Nottingham’da New Kolejde okudu. 199... Yazarın Biyografisi

Bülent Özcan, (d. 25 Şubat 1973, Sarız, Kayseri) Şair. Ahmet Ozan Akgüneş, Özlem Günay Aytekin, Can Ozan imzalarını da kullanmıştır. 

İlk, orta ve lise öğrenimini Gaziantep’te tamamladı. Londra’da Southgate, Nottingham’da New Kolejde okudu. 1995 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesi’ni birinci sınıfta iken yarıda bıraktı. Gaziantep’te yayımlanan Doğuş, Önder, Sizin Gazete, Gaziantep Ekspres ve Arena gazetelerinde sanat yönetmenliği yaptı. Gaziantep 27 gazetesinde felsefe ve kültür sanat üzerine yazılar yazdı. Doğan ve Şok gazetelerinde yazı işleri müdürlüğü görevlerinde bulundu. Şiir sergileri açtı. 

Şiirleri; Ana, Aykırı Sanat, Gülpınar, Şiir Defteri, Damla, Kuzeysu, Şafak (Yunanistan), Kırk Merdiven, Hürriyet Kelebek, Müzik Magazin, Hayat, Ses, Berfin Bahar, Çalı, Edebiyat Gündemi, Köşe Taşı (İngiltere), Öteki-siz, Dem Gazetesi (Almanya), Wird (Almanya), Demokratik Gündem Gazetesi(Almanya), Avrupa Gazetesi (İngiltere), Olay Gazetesi (İngiltere) başta olmak yüzlerce yayın organında yayımlandı. Çeşitli antolojilerde şiirleri yer aldı. 

1988 yılında Türkiye Çocuk dergisi tarafından “Yılın Araştırmacısı” seçildi. Şiir sanatına yapmış olduğu katkılardan dolayı 1990 yılında, Müzik Magazin dergisi tarafından “Onur Belgesi” ile ödüllendirildi. 1992 yılında İsveç’te bulunan Hümanist Enternasyonal tarafından Jüri Özel Ödülü’nü, Türkiye Dergisi ve Bay Ajans tarafından düzenlenen şiir yarışmasında ise “Barış Şiiri” ödülünü aldı. Şiirleri Naser Feiz, Hengameh Heidari, Kadir Dilavernijad ve Khazar Ahmetnijadi [1] tarafından Farsçaya ve Azerice’ye çevrilerek, İran’ın önde gelen sanat edebiyat dergilerinde yayımlandı. Şiirlerinin bir bölümü Ali Ekber Eren, Birol Topaloğlu, Cihangir Bostancı, Gül Kansu, Suat Adalar tarafından bestelendi. 

Bülent Özcan Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği ve Kilis Gazeteciler Cemiyeti üyesidir. 

İnsanların toplumsal olaylara karşı duyarsızlığını eleştirmek amacıyla, bir dizi protesto girişiminde bulunma kararı aldı: 8 Kasım 1996’da, Galata Köprüsü üzerinde kitaplarını denize attı. 25 Şubat 1997’de ise, Gaziantep Asrî Mezarlığı’nda, ölülere bir şiir dinletisi sunarak, mezarlıklara şiir kitaplarını bıraktı. 

Mayıs 1997’de Türkiye’den ayrılarak Londra’ya yerleşti. Londra’da yayımlanan Londra Olay gazetesinin kültür sanat yönetmenliğini yapan Bülent Özcan’ın şiirleri, İngilizce’ye çevrilerek İngiltere ve Amerika’da yayımlanan antolojilerde yayımlandı. 

ESERLERİ 
En Güzel Ben Ölürüm (1994) 
Bağbozumu Ortak Betik (ortak kitap, 1995) 
En Güzel Ben Ölürüm (yeni şiirlerle birlikte- bütün şiirleri: 1996) 
Gelincik Tozları (2002) 
Gelincik Tozları (2.Basım, Yeni şiirlerle birlikte, Ağustos 2006, Kül Sanat Yayıncılık, Ankara) 
Aşk İnsana Kanatlar Verir (Sokak Kitapları Yayınları, Şubat 2014, İstanbul)

Biyografiyi Kapat
BÜLENT ÖZCAN’IN ŞİİRLERİ VE EDEBİYATIMIZDAKİ KİMLİĞİ!.. / Selahattin YETGİN

BÜLENT ÖZCAN'IN ŞİİRLERİ VE EDEBİYATIMIZDAKİ KİMLİĞİ!..

‘ŞİİR, ‘Irmak olup tersine akmaktır, bir yolunu bulamadığı anlarda yaşama. Ezgiyle tatlanan, ağıtla harmanlanan, düş ile mayalanan ve aşk ile destanlaşan o söz yağmurunda kimi ılık zerrecikler gibi, kimi de dilimizdeki en ağdalı sözler gibi hedefine koşan bir mermi, muhatabını arayan bir şarapnel parçası gibi süzülür anlamlı bir boşlukta’…
ŞAİR; ‘Düşle evreni birleştiren, bütün boşlukları sözcüklerle donatabilen ve yüreğindeki coşkuyu aya, güneşe, havaya, suya ve tüm kâinata dökebilen elçidir. Şair Yunus’un yolunda, Mevlana’nın otağında ve Karacaoğlan’ın aşk ile çağlayan sazındadır, sözündedir ve özündedir. Şair yaşamla ölümü birleştiren, aşk ile hüznü seviştiren ölümsüz bir serüvencidir’
(Selahattin Yetgin) 

O zengin motifli şiir tonlarına vurgu, kurgu ve anlam yüklemek için onu kaleme alan yüreğin de duyguyla yoğrulmuş olması önceliklidir. Dehalık bir anlamda onun yörüngesinde yürümekle olgunlaşır, mevsimlerle birlikte ruh kazanır, sonunda da rengârenk sözcüklerin egemenliğiyle hem dilimizin, hem rengimizin konuşma ve anlatı sanatı olur.

Bülent Özcan’ı anlatırken şiire anlam yükleyen bir düş halkası olarak betimlemekle yola çıkabilirsiniz. O şiirin kilometrelerini başarıyla ardında bırakmış, kendine has anlatı dehasıyla koşmuş, hiçbir molayı kendine dinlenmek için şiar edinmemiş ender şairlerden. O her dilde yazabildiği argümanlarla kimi çok uzak bir gezegene gökkuşağı asar, kimi yıldız alacalı mevsimlere sözcük yağmuruyla ağar, kimi de kendini ve insanı anlatan o özgür sesiyle şiirin asırlık bentlerini yurdumun geniş coğrafyasına salar..

Özcan, şiirin kavgasını uzun yıllardır veren, onun mücadelesini kendi üslubuyla muazzam bir dille yapabilen, saygın şairlerin en özgünüdür bu anlamda. Edebi ve felsefi yönünü yargılamaya kimsenin haddi olmamıştır, olmayacaktır da. Saygın bir şiir kütüphanesinin de sahibi olan Özcan’ın dünden-bugüne yürüdüğü yol az yol değildir. Kendi duvarlarını en erken yıkabilmiş ve altın uçlu kalemiyle şiir yazmayı ve paylaşmayı kendine şiar edinmiş olağanüstü mayaya sahip şairlerimizdendir.

80’li yılların sonunda ortaya çıkan, o günden bu güne inanılmaz bir hızla kendini Çağdaş Türk Şiiri’nin coğrafyasında geliştiren ve sonrasında da bununla yetinmeyip rotasını dışa çevirerek yurt dışında da bu başarısını sürdürebilen saygın yazarlarımızdandır. Türk şiirindeki dehasal duruşunu, kendi ÖZ/CAN algısını oluşturduktan sonra kuşaklar atlayan, şiirdeki dil hasretini hiçbir şekilde hissettirmeyen edebi bir kazançtır o.

Şiire dair öncelikli malzemelerin tamamını bünyesinde barındıran, yani, yetenek, esin, duygu, maharet sahibi ve bunları heybesinde taşıyabilecek donanımlara sahip olan Özcan, zekâsıyla da muazzam bir kimlik taşımakta. Şair kimilerine göre doğuştan bir yetenek, kimilerine göre de yaşarken elde edilebilen bir kazanç. O doğar doğmaz kalemini arayan ve şiire başlayan yeteneklerden. Çığlığını bu kocaman atlasa serebilmiş, şiir yeteneğini mayasıyla özleştirebilmiş, sanatçı duruşunu her devirde yitirmemiş ender sanatçılarımızdandır. Edebi yeteneği, donanımı yanında kendi ruhuyla şiirin her dalında güreşmiş, o meydanlarda dil eskitmiş ve her dönemini başarıyla geçmiştir.

Şiirin o devasa yapılarını örerken kalıplarını özenle çivileyen, malzeme seçiminde zorluk çekmeyen ve o binayı sonsuzluğa yükseltmeyi hep başarabilen Bülent Özcan’ın şair duruşunu, müzikal düş algısını, sözcüklerle olan müthiş dansını izlerken şiire ve şiirine âşık olmamak mümkün değil.

Kendi zihniyetiyle ördüğü şiirlerinde Lirizm, duygu ve bakış açısı ile çevreleyen, bazen ideolojik argümanlarla, bazen toplumsal mesajlarla, kimi de yaşamsal anektotlarla kurgulayan Özcan’ın öncelikli amaçlarından biridir şiir. Amacına ilerlerken kendi sloganını oluşturan, kendi masasını donatan ve kendi ustalığıyla mutfağından taşırdıklarını sanatseverlerle paylaşan edebiyatımıza, ses, renk, kişilik ve öz bırakan şairlerimizin arasında olabilmiştir.

Onu en iyi anlatacak, en iyi tasvir edecek bir öyküyle ilerlemek istiyorum izninizle yazımda. Yıllar öncesine bir yolculuk bu. Mürekkep kokusunu ruhuma çekip, onun dilden gönülden çıkmaz lezzetini hazmetmeye başladığım yıllardı bu öykünün yola çıktığı tarih.

Yıl olarak pek net bir tarih veremesem de, an olarak çok taze bir öykü sözünü edeceğim yolculuk… O dönemi 80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başı olarak irdelemek bence en akılcısı olacaktır kanısındayım.

Gazetecilik mesleğinde yoğrulduğum, çıraklıktan hamlık dönemine soyunduğum ve o kutsal terle bu mesleği en seviyeli ve özverili şekilde ifa ettiğim dönemlerde Entertip, yani Dizgi Operatörü olarak çalışıyordum Cumhuriyet ile yaş taş 9 Eylül 1922 doğumlu Antalya Gazetesi’nde…

O dönemde Gazetenin tüm yazıları ufkumdan geçiyordu. 4 sayfalık gazetenin her satırı benim usumda, dikkatimde şekilleniyor, köşe yazısından, ilanından, haberinden ve sağlık haberlerinden tutun da şiirine dek benim parmaklarımın ucundan gelip geçiyor, kurşunlarla şekillenerek baskı makinesinde gazeteye dönüşüyordu.

O yıllarda gazetenin Kültür, Sanat ve Edebiyat sayfasını hazırlıyordum. Bu işe sevdam da , yani şairliğe müptelalığım da o dönemde başlamıştı. Ufak tefek şiirlerle çıktığım bu yolculukta kendimden bir şiir asarak şekillendiriyordum gazetenin sanat sayfasını.
Postadan gelen mektuplardan, zarflardan çıkan şiirlerin en çoğunu Bülent ÖZCAN ismi oluşturuyordu. Onun ismine aşinalığım da bu öykünün kilometrelerini oluşturan bana göre olağanüstü bir süreçtir ve ben yıllar sonra rastladığım o dost gülüşe bir bakıma borçlu olduğum için bu tuşların başındayım.

90’lı yıllardan bugüne tamı tamına 23 yıl geçmiş ve ben geçenlerde bir menzilde karşılaştığım ve müthiş mutlu olduğum Bülent ÖZCAN’ı o dönemden bugüne belleğimdeki anılarla yad etmek istiyorum şiir dostlarıma ve Türk Edebiyatına..
Gazetenin edebiyat sayfasını oluşururken onlarca şiiri olurdu yazı katalogumda. Şiirlerin en fazlasını Özcan’ın şiirleri oluştururdu. Parmaklarımdaki daktilo mürekkebi dokusu ve ruhumdaki şiir kokusu öyle yoğun ki, ona rastlayınca geçmişe harika bir yolculuk yapıverdim.
Gazete sayfalarında o yıllarda yer alan şiirleri dün gibi aklımda Özcan’ın. O bembeyaz kâğıtlara daktiloyla nakşedilmiş, çoğaltılarak gazetelere gönderilmiş ve yurdumun pek çok yerlerine ulaşmış şiirleriyle çok büyük adımlar atmış Bülent ÖZCAN…

Yıllar sonra ona rastladığımda ve şiirlerine büyük bir hararetle göz attığımda anladım bunu. O yıllarda da aktifti, şimdi de öyle. Onun şiir dokümanlarını biriktirmediğim ve yıllar sonra ona sürpriz yapıp sunamadığım için kendimi çok suçladım. ‘Nasılsın, neler yapıyorsun!’ diye sormama pek fırsat bırakmadan şiir diliyle anlattı bana kısacık öyküsünü sevgili Özcan. Onunla olan habersiz dostluğumuz yıllar öncesine dayanıyordu ve geçenlerde yaptığımız görüşmeyle bunu fiilen olmasa da mesaj yoluyla taçlandırdık.

O derin mahzenlerden bulup çıkardığım şiirlerini yıllar sonra büyük bir ivmeyle çoğaltan ve edebiyat alanında kendisine sağlam bir yer edinen Bülent Özcan’ın bu kutsal yolda yürüyüşüne tanıklık etmek de benim için olağanüstü bir duygu.

90’lı yıllarda gazete sayfalarında yer alan şiirlerini ve o dönemdeki etkinliğini konuştuk uzun uzun. Çok büyük projelerinden söz edemese de bunu anlayabiliyordum. O şiire sevdalı, o sanat aşığı güzel ve sağlam yürekli dostuma, sevgili Bülent Özcan’a yürüdüğü yolda başarılar dilemek kalıyordu sözlerimin sonunda ve bu kutsal yolda yürürken ne kadar sağlam ve kararlı olduğunu görebiliyordum.

Genç yaşlarda değme şairlerle yürüdüğü bu yolda Bülent Özcan’ın ne denli kararlı olduğunu görmüş oldum. Yılmadan, usanmadan ve asla geri adım atmadan o yıllarda ne ise şimdi de aynı şevk ve heyecanla yürüyor ve bu onun bir anlamda şiir karakterini oluşturan en önemli erdem…

Başarılarını şiir taçlandıracaktır sevgili dostum… Sendeki kararlılık şiiri bile alt eder…
Öykümü Bülent ÖZCAN’ın GELİNCİK TOZLARI isimli şiir nefesiyle noktalıyorum.

GELİNCİK TOZLARI / Bülent ÖZCAN

Okumadan atladığın sayfalar,
Hayatının kırık notlarıdır…
Anılar, şimdi o yorgun sular;
Bu şiirin kanayan rüzgârıdır…

Her ırmak kendi göğüne yaslanır,
Her kuş kendi göğünü gök sanır…
Sahiplenerek yürüdüğün o ömür var ya;
Havada uçuşan gelincik tozlarıdır…

Sevgilerimle ve baki dostluk dileklerimle…

Selahattin YETGİN

  1. 4. 2013

BÜLENT ÖZCAN’IN ŞİİRLERİ VE EDEBİYATIMIZDAKİ KİMLİĞİ!.. / Selahattin YETGİN içeriği, 20 Haziran 2019 tarihinde, başarı, Bülent Özcan, Çağdaş Türk Şiiri, En Güzel Ben Ölürüm, Gazete, Gazetecilik, Gelincik Tozları, Şair Duruşu, Şairler, Selahattin Yetgin, Şiir Dili, Şiire Sevdalı, Türk Edebiyatı, Yıllar Sonra etiketleri ile Tokat.com sitesinin Keşfet bölümüne eklenmiştir.

DEĞERLENDİRME 3.0

İçeriği Nasıl Buldunuz?

Captcha