kurutarak, bu odaya girerler, çarşafı dizlerine alırlar, kenarda duran tabaktan hamur alıp ovalayarak çarşafa dökerlerdi, kurutulan şehriye de bez keselerde saklanarak, kışın pişirilirdi. Bu işlem yapılırken halk hikayeleri anlatılır, maniler söylenirdi. Eğer bu toplulukta kızlar varsa onlar hiç konuşmaz, yalnızca dinler, çocuklar bu odaya hiç alınmaz, yorulunca ara verilir, ya akide şekeri ikram edilir, veya semaverle çay verilirdi.
Şehriye, bulgur, erişte gibi ortaklaşa yapılan işler de ara verildiğinde, birazda eğlenme amacıyla gelenekselleşmiş bir oyun oynanırdı; ‘micek çekmek’ şöyle açıklayalım; bir kaba su konulur, içine orada olanların yüzüğü, kolyesi ile bunlar görünmesin diye üzerine ot, saman vs. konulur. Her micek çekiminden önce bir mani söylenir, örneğin; ‘‘inne sapladım söğüde, yeni geldim öğüde, benden selamlar olsun, çifte benli yiğide’’ denir ve micek çekilir, kimin eşyası çıkarsa, söylenen mani onu şansı olur.
İşte insanların bir birlerine yardımını zevkli hale getirecek güzel bir örnek. Tokat’ın unutulmaya yüz tutmuş bir geleneği de sıra gezmeleridir. Yirmi otuz kişilik bir topluluk kış gecelerinde her akşam büyük salonlu Tokat evlerinde toplanır. Maniler okunur, türküler söylenir, fıkralar anlatılır, günün konuları konuşulur ve yemekleri yenilir. Bu yemeklere örnek verilecek olursa; Hele çorbası, dolma içi bat, filibah, çemenli, çökelekli gibi. Bir de bu toplantılarda ayrıca soğukluk olarak adlandırılan meyve ile birlikte köme (yani cevizli sucuk), tatlı tarhana, üzüm turşusu, armut turşusu verilirdi. Tatlılardan ise tırtıl baklavası, yufka tatlısı, zambak reçeli ve Zile pekmezini örnek verebiliriz. Zile pekmezinin özelliği renginin beyaz olmasıdır. Üzüm şıvanat adı verilen beton havuzlarda çiğnenir, bakır leğenlerde kaynatılır, kara pekmez haline gelir. Yumurta akı, şeker ve pekmez ilacı ile beyazlatılır ve Zile pekmezi ortaya çıkar.