Klasik Osmanlı mimari özelliklerini taşımaktadır. Esas ibadet mekânı kare plânlı ve kubbelidir. Kubbeye geçiş köşe tromplarla sağlanmıştır. Sekizgen bir kasnaktan sonra ana mekân tek büyük kubbe ile örtülmüştür. Kuzey cephede sekiz sütun üzerine oturmuş yedi kubbe ile örtülü yuvarlak kemerli revak şeklinde bir son cemaat yeri bulunmaktadır. Avluda ise şadırvan yer almaktadır. Kuzeybatı köşede yer alan minareye esas ibadet mekânından bir hücre ile geçilmektedir. Kare prizmal kaideli çokgen gövdeli ve tek şerefelidir. Tamamı kesme taştan yapılan caminin avlusunda Ali Paşa’nın eşi ve oğluna ait iki türbe bulunmaktadır. Ana mekânın kıble dışında kalan üç duvarında karşılıklı mahfiller yer alır. Bunların kuzey yönündeki oda şeklindedir. Kesme taş kemerle yapılmış mahfillerin üst kısmında kadınlara ait bölümler vardır. Kubbe kaidesinde sekizgen kasnakta ve duvarlarda pencereleri olan caminin stalâktitli mihrap ve minber mermerden yapılmıştır. 19.y.y. boyama buket desenleriyle yapılan iç süsleme caminin yapıldığı 16.y.y. ile paralellik göstermemektedir. 1939 ve daha önceki yıllarda yaşanan yer sarsıntılarında hasar gören caminin onarımı yapılırken bu desenlerin işlenmiş olabileceği düşünülmektedir. Mermer taşından özenle işlenmiş damlalıklı stalâktitli taç kapı caminin en süslü ve en güzel parçasıdır. Taç kapının sağ ve solundaki cephe duvarlarında yer alan Selçuklu stilindeki nişler taş röliefleriyle son cemaat yerini süslemektedir. İbadete açıktır.
Caminin ana mekânı kare plânlı içten dört fil ayağı ile kemerlerle birbirine bağlanmış ve üzerleri kubbe ile örtülmüştür. Duvarlarda moloz taş kubbede tuğla fil ayaklarında ve kapıda taş kullanılmıştır. Batı girişinde son cemaat yeri ve minare yer almaktadır. Avluda içten bağdadi kubbeli dıştan kırma çatılı şadırvan bulunmaktadır ve şadırvanın silindirik havuzu orijinaldir. Camide moloz ve kesme taştan yapılmış mekân ve kolonlar üzerinde dokuz kubbe bulunmaktadır. Restorasyondan önce kiremit kaplı orijinal bir çatıyla kapalı kubbeler bugün dışarıda bırakılmışlardır. Hiçbir süsleme göremediğiz iç mekânda sekiz köşeli kesme taştan yapılmış kolonlar ve başlık köşelerinde arabesk oymalar vardır. 1871 de yapıldığı sanılan barok süslemelerin mavi tonlarda işlenmiş olduğu kemerlerin birisinde kalmış küçük bir parçadan anlaşılıyor. Kesme taştan yapılmış ve onarım görmüş kısa bir minaresi vardır. Ahşap konstrüksiyon ve çatısı sonradan yapılmıştır. Güneybatı köşesine bitişik minare kare kaideli silindirik gövdeli ve tek şerefelidir. Şerefe altı mukarnaslarla süslü konik bir külah ve alem minareyi taçlandırmaktadır. Süsleme açısından esas ibadet mekânında kemer yüzeylerinde kalan kalem işi süslemelere ait kalıntılardan başka bir şey yoktur. İbadete açıktır.
Ali Paşa Hamamı
Tokat İl merkezi, GOP Bulvarı üzerindedir. Ali Paşa külliyesinin bir yapısıdır. Ali Paşa, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Beyazid’in damadıdır. Beyazid babasına isyan ettiği için öldürülmüş, damadı Ali Paşa da II. Selim zamanında Söngüt Çayırında (Söngüt Köyü) idam edilmiştir.
1572 yılında Ali Paşa tarafından yaptırılan Ali Paşa Külliyesi'nin parçasıdır. Kadın ve erkek bölümlerinin bulunduğu yapı, çifte hamam tarzındadır. Klasik Osmanlı hamam mimarisine çok güzel bir örnektir.
Ali Tusi Türbesi
Tokat Halit Mahallesi’nde, Sulu Sokak’ta bulunan bu türbe, Ebu’l Kasım bin Ali El Tusi tarafından 1233 yılında kendisi için yaptırılmıştır. Ali Tusi, Alâeddin Keykubat, Gıyaseddin Keyhüsrev ve İzeddin Keykavus’un hükümdarlığı sırasında yaşamış bir devlet adamıdır.
Türbe kesme ve moloz taştan yapılmış olup, kare planlıdır. Üzeri tromplu içten kubbe dıştan da konik bir külah ile örtülmüştür. Sonraki yıllarda yıkılan bu külahın yerine ahşap bir çatı yapılmıştır. Türbenin iki kenarında sivri alınlıklı dikdörtgen çerçeve içerisine alınmış, bir kenarda yan yana iki, diğer kenarda da tek penceresi bulunmaktadır. Bu pencereler mozaik çini alınlıklıdır. Bu alınlıklarda türkuaz, mor ve lacivert renkli çini desenleri görülmektedir. Ayrıca pencerelerin üst bölümünde sarı zemin üzerine mavi renkte kufi yazı ile Kuran’dan alınmış iki ayet yazılıdır.
Türbe içerisinde Ali Tusi’nin ve üç yakınının sandukaları bulunmaktadır.
Camii dikdörtgen plânlı ve batısında küçük bir avlusu ve kuzeybatı köşesinde tek şerefeli kesme taştan zarif bir minare yer almaktadır. Doğuda yer alan girişe merdivenlerle çıkılmaktadır.Doğuda kare ayaklar ile batıda sütunlar tarafından taşınan sivri kemerli son cemaat yerleri bulunmaktadır.Camiyi alt katta dikdörtgen üst katta yuvarlak kemerli pencereler aydınlatmaktadır. Esas ibadet mekânı kuzey güney doğrultusunda üç sahına ayrılmıştır. Sekiz adet ayak sırası ile birbirinden ayrılan sahınlardan orta sahın diğerlerine göre daha geniş ve yüksek tutulmuştur. Mihrap sade görünümlü minber ise ahşap kafes oyma işçiliği dikkati çeker. Düz tavan ile örtülü yapının bu kısmında yer alan 17.y.y. özelliklerini taşıyan kalem işi süslemeleri muhteşemdir. İnşa malzemesi moloz taş ve kesme taş kullanılmıştır. Caminin kesme taştan yapılmış kemerli kolonların her tarafında desenler mevcuttur. Perdahlanmış kireç taşları üzerine çini görünümü vermek için pastel renklerle boyanmış bu naif kolon süslemelerin ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Kemer ve alınlarında Selçuklu çinilerindeki geçme rumi motifler ve kemer içlerine de birbirine bağlı küçük panolar halinde 16.-17. y.y. İznik çini desenlerini anımsatan süslemeler yapılmıştır. Caminin doğu ve batı yönlerindeki revakların malzeme ve işçilik bakımından birbirinden ayrı olduğu görülmektedir.
Kitabesinde ‘’Çün bu cami oldu cedit’’ ifadesi caminin yenilendiğini gösterir. İç mekânlarda ve kuzey revaklarında kesme taştan yapılmış kemerli kolonları ile batı yönündeki son cemaat yerinin devşirme sütunları da caminin çok eski olduğunu göstermektedir. Herhangi bir nedenle hasar gören cami Sultan Avcı Mehmet zamanında 1678de restore edilmiştir.
Yağıbasan Medresesi
Tokat, Sulu Sokak’ta, Takyeciler Camisi’nin güneyinde bulunan bu medrese Selçuklu Sultanı II.İzzeddin Keykavus’un tahta çıkışı nedeniyle 1247 yılında onarılmıştır. Yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Bununla beraber, Danişmendliler tarafından XII. Yüzyılda yapıldığı sanılmaktadır.
Medrese moloz taştan dikdörtgen planlı olup, en büyük özelliği de üzerini örten 14 m. çapındaki tromplu kubbedir. Bu kubbenin 10 m. ye yakın kısmının üzeri açıktır. Bu tür üzeri açık kubbeli medreseye Niksar ve Bosra’da rastlanmaktadır. Medresenin basit bir girişinden sonra girilen avlusunun iki yanında eyvanlar ve tonozlu odalar bulunmaktadır.
Osmanlı döneminde göçmenler buraya yerleştirilmiş, 1939 yılı depreminde büyük hasar görmüş, kubbe ve tonozları çökmüştür. Günümüzde kısmen toprağa gömülü bir halde iken 2009 yılında yeniden tamir görmüş hizmete açılmıştır.
“Kale yüksek bir tepe üzerinde, kesme taş ile yapılmış olup o kadar büyük değildir. Etrafı burçlar ve kuleler ile süslenmiş olup, etrafında hendek yoktur. Korkusuz bir surdur ki Samanyolu gibi göğe baş uzatmıştır. Dört tarafı çok sarp olduğundan asla hendek olacak yeri yoktur. Bütün etrafı şahin, kartal ve zağanos yuvaları, çeşitli rengârenk kayalardır. Batıya bakan bir kapısı vardır. Kalenin içinde dizdar evi, kethüda, imam, müezzin ve kale mehterhaneleri, cephane odaları, zahire ambarları, su sarnıçları, ceylan yolu adlı suyolları vardır ki tam 362 basamak taş merdivenle nehre inilir. Batı tarafındaki ayar kayası bu kaleye havaledir. Yıldırım Han Camii var diğerlerden bir şey yok. Göğe kadar yükselmiş bir kale olmakla değme adam bir saatte çıkamadığından gece gündüz kapısı kapalıdır. Bekçileri daima bekleyip, silahla hazır dururlar. Çünkü aşağı şehir ahalisinin bütün kıymetli malları kalede muhafaza olunur. Tokat’ın bütün suçlu ve katilleri burada mahpustur ki Kudüs-ü Şerif zindanında ve Acemlerin Kahkaha Kalesine benzer.”
Tokat Kalesi
Tipik bir Orta çağ kalesidir. Comana Pontica'dan (Gümenek) göç eden Hıristiyan topluluğun yerleştiği bölgededir. Dış kale sur duvarları tamamen ortadan kalkmış, iç kale duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Tokat il merkezinin kuzeybatısında, yöreye hâkim bir yükseklikte, kayalık alanda bulunan bu kalenin yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Bununla beraber, MS.V.-VI. Yüzyıllarda bu kalenin bilindiği kaynaklardan öğrenilmektedir. Bu dönemde kale Eudoksia veya Dokeia olarak tanınıyordu. Danişmentli Melik Ahmet Gazi tarafından 1074 yılında ele geçirilmiş, daha sonra Selçuklu ve Osmanlı egemenliğine girmiştir.
Osmanlı tarihçileri bu kaleden birinci derecede “müstahkem mevkii” olarak söz etmişlerdir. Timur ve Şah İsmail’in akınları sırasında da bu kale ele geçirilememiştir. Ayrıca kalenin Çardak-ı Bedevi denilen zindanında Bizans İmparatoru A.Diogenis başta olmak üzere birçok ünlü kişinin tutsak olduğu da yine kaynaklardan öğrenilmektedir. Evliya Çelebi 1656 yılında Tokat’a gelmiş ve bu kaleden söz etmiştir:
Halit Sokağı ve Bey Sokağı
Kent merkezindeki Sulusokağın parelelindeki Halit Sokağı ve Şimdiki Çay Mahallesindeki Bey Sokağı'nda, Osmanlı'nın sonu ve Cumhuriyet'in ilk dönemi konutları yer almaktadır. Tarihi kent dokusunun canlandırıldığı her iki sokak da Tokat sivil mimarisinin karakteristiğini yansıtır.
Tokat ,geleneksel mimari mirasımızda "Türk Evi" diye nitelediğimiz ahşap evlerin yoğun olarak bulunduğu kentlerimizden biridir. Ahşap karkas taşıyıcı sistem arasına kerpiç dolgu tekniğiyle yapılan bu evler tatlı kireçle sıvalıdır.Çoğunlukla 2 yada 3 katlıdırlar. Şehir merkezinde bitişik yapılaşma ençok rastlanan tiptir. Nadir olarak iç avlulu tiplerede rastlanmaktadır. Üst katlarda sokağa doğru uzanan çoğunlukla üçgen cumbalar sayesinde, ev hem sokakla bütünleşen geniş bakış açıları kazanır, hemde birbirine saygılı, birbirinin görüşünü ve ışığını kesmeyen evler dizisiyle o güzel sokak perspektifleri oluşur.
Zemin katlarda genellikle , hayat adı verilen büyükçe bir taşlık mekan etrafında , işevi, kiler, mahzen gibi hizmet mekanları yer alır. Asıl yaşam alanları üst katlardadır. Üst katlar da bir veya bazen iki sofa etrafında konumlanan odalardan oluşur. Her bir oda kendi içinde çok işlevli yaşama , yemek, yatak odası, banyo kullanıma uygun düzenlenmiştir.
Isınma bazı odalarda bulunan ocaklarda yakılan ateşin mangallarla evin diğer bölümlerine taşınması suretiyle yapılır, Yaz aylarında taşınılan bağ evlerinde de aynı çizgi süre. Yalnız bağ evleri şehirdeki benzerlerinin aksine büyük bahçeler içinde birbirlerinden uzak konumlarıyla, bahçelerinde bulunan büyük havuzları ve müştemilatlarıyla dikkat çekerler.
Ülkemizde koruma bilincinin geç kalmışlığı yüzünden bu evlerin çok nadide örneklerinden önemli bir bölümü yok olmuş, kalanlarında çoğu neyazık ki harap durumdadırlar.
Halit Sokağı ve Bey Sokağı
Taşhan
Tokat iTaşhan 1614-1630 yıllarında 4220 metrekare alan üzerine yapılmış büyükbir Osmanlı şehir hanı. Merkez Gaziosmanpaşa Caddesi üzerinde bulunanhan, kuzey güney konumunda, kesme taş ve tuğladan, dikdörtgen ve ikikatlı olarak inşa edilmiş. Zemin katın dış cephesinde 26, iç kısmında43 olmak üzere 69 oda, birinci katta ise 46 oda var. Doğan Bey Vakfı'naait olan hanın dış cephesindeki odalar, Tokat esnafına kiralanmıştır. 2006'da yapılan restorasyonda, Taş Han'ın iç kısmındaki odaların sıva,döşeme, tesisat ve kapı pencere doğramaları tamamen yenilenmiştir.Restorasyonu kısa süre önce tamamlanan Taş Han'ın, el sanatları,kültür, turizm ve ticaret merkezi haline getirilmesi hedefleniyor.
Tokat Valiliği ve Turizm İl Müdürlüğü çalışmaları ile Taşhan'ın kapıları kapanmamak üzere açıldı.Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından yapılan restorasyonu sonrası tarihi el sanatlarına yönelik kiraya verilen Taşhan'a esnaflar birer birer doldurmaya başladı. Tokat'ın el sanatları arasında öneme sahip ahşap oymacılık, bakırcılık, tahta baskı yazmacılık, yöresel yemeklerin satılacağı Taşhan'ın yerli ve yabancı turistlerin gözde mekanlarından biri olması bekleniyor.
Gök Medrese
Tokat Meydan Mahallesi’nde, Gazi Osman Paşa Bulvarı’nda bulunan Gök Medrese’nin yapım tarihi kesinlik kazanamamıştır. Yapım tarihi tartışmalı olan medresenin kitabesi günümüze gelememesine rağmen Selçuklu veziri Muinüddin Pervane tarafından 1270’ten sonra yaptırıldığı sanılmaktadır.
Medrese Selçuklu mimarisinin en tanınmış eserlerinden biri olup, ismini çinilerinin firuze renginden almıştır. Muinüddin Pervane’nin ölümünden sonra medreseyi İlhanlılar, Ertena Beyliği ve Osmanlılar kullanmışlardır. Osmanlı döneminde Bimarhane (Aşevi) olarak kullanıldığına da kaynaklarda rastlanmaktadır. Bazı kaynaklarda ismine Pervane Medresesi, Kırkkızlar Medresesi, Darüşşifa ve Bimarhane Tekkesi de denilmektedir. Evliya Çelebi bu medreseden şöyle söz etmiştir:
“Gök Medrese" eski sultanlar yapısı olup, sağlam, kâgir, yapısı güzel bir medresedir. Fakat Vani adlı birisi şeyh zümresinden geçinip bu ilim yeri eski
medreseyi padişah emriyle tekke yapmıştır.”
Nurettin İbni Sentimur Türbesi
Nurettin İbni Sentimur Türbesi
Tokat Gazi Osman Paşa Caddesi’nde bulunan bu türbe Moğol emiri Sentimur oğlu Nurettin’e ait olup, 1313 yılında yaptırılmıştır. Türbe içerisinde üç kitabe bulunmaktadır. Bunlardan doğu cephesindeki kemerde h.713 (1313) yılında yapıldığı yazılıdır. Bunun altındaki pencere üzerinde Firdevsi’den alınmış bir beyit yazılıdır. Güney yönündeki pencere üzerinde de “Küllü nefsin zaikatül mevt” yazılıdır.
Türbe kesme taştan kare planlı olarak yapılmış, üzeri içten tromplu kubbe, dıştan tuğladan sekizgen cepheli konik bir külah ile örtülmüştür. Türbenin üç kenarında birer pencere bulunmaktadır. Bu pencerelerin etrafı palmet motifleri ve Selçuklu sülüs yazıları ile bezelidir. Bu bezemeler renkli taşlar üzerine yapılmıştır. Türbenin giriş kapısı yuvarlak bir niş içerisinde, yuvarlak kemerlidir. Kare kaideden üst örtüye geçiş yüksek bir kasnak şeklinde olup, buradaki dörtkenarın üzerine tuğladan yuvarlak sağır kemerler oturtulmuştur.
Türbe, 1935 yılında restore edilmiş, çevresi park haline getirilmiş olup, günümüzde iyi bir durumdadır
Hıdırlık Köprüsü
Tokat il merkezinde, Tokat-Amasya yolunda, Yeşilırmak üzerinde bulunan bu köprü halk arasında Tozanlı, Tokat, Yeşilırmak, Büyük Kemer isimleri ile de tanınmaktadır. Kitabesinden öğrenildiğine göre; Selçuklu döneminde Pervane Seyfeddin Hamit tarafından 1250 tarihinde yaptırılmıştır. Beş satırlı olan bu kitabe üst üste konulmuş iki mermer üzerine son derece girift bir Selçuklu sülüsü ile yazılmıştır. Bunlardan üstteki üç satırlık kitabe daha büyük, iki satırlık ikinci kitabe ise daha küçüktür. Köprünün mimarı İbn El Hâkim ismi ile tanınan Ebu’l Ferecoğlu Bahaddin Mehmet’tir.
Bu köprünün Selçuklu tarihinde önemli bir yeri vardır. Selçuklu hükümdarı II.Gıyaseddin Keyhüsrev h.644 (1246) yılında öldüğü zaman İzettin Keykavus, Rükneddin Kılıçaslan ve Alaeddin Keykubat isimli üç oğlu birbirleri ile saltanat kavgasına düşmüşlerdir. Bunun üzerine devletin parçalanmaması için Emin Karatay başta olmak üzere Selçuklu devletinin ileri gelenleri araya girmiş ve üç kardeşi
anlaştırmıştır. Bunun sonucu olarak da bu üç kardeş h.647 (1249) yılından h.655 (1257) yılına kadar devleti birlikte yönetmişlerdir. Bu köprünün yapımı da üç kardeşin birlikte hükümdarlık yaptıkları döneme, h.648 (1250) yılına rastlamaktadır. Bu üç kardeşin ilk defa birlikte yazdırdıkları bir kitabe de bu köprüde bulunmaktadır. Kesme taştan beş sivri gözlü olan köprü, 117 m. uzunluğunda, 6.50 m. genişliğindedir. En büyük kemer açıklığı on metredir. Köprü kemerlerinin çevresine ince bir tahfif kemeri yerleştirilmiş olup, bu kemer tempan duvarları ile aynı yüzeydedir. Aynı zamanda bu kemerler geniş ayaklar üzerine oturtulmuştur. Önlerinde memba tarafında üçgen, mansap tarafında da yuvarlak selyaranlar bulunmaktadır.